3 Mart 2014 Pazartesi

Böcek (2013)



2000 yılında perdede sadece 59 bin kişinin izlediği Fasulye filminin, (sinefillerin de yazıları sayesinde) gerçek değerini bulması çok uzun sürmedi...

Fasulye, Türk Sineması'nda hiç yaşamadığımız bir deneyimi yaşatmıştı bize. Henüz ilk senaryosunu yazan Haluk Özenç, absürd olaylarla donatılmış bir kara mizah öyküsü yazmıştı. Şimdilerde komedi ile neredeyse aynı şeymiş gibi düşünülen; küfür, hakaret, enseye tokat gibi banallıkları barındıran tuvalet mizahının yerine; ingiliz tipi, geveze ve hınzır diyaloglara dayanan bir komedi film izlemiştik. Belki çok kahkaha attırmıyordu ama yüzümüzdeki o tatlı sırıtma ifadesi film boyunca hiç kaybolmuyordu. 

Yeni bir film daha çekerler diye umutla bekleyenlere inat, Bora Tekay ve Haluk Özenç ortaklığı 2000 yılından sonra bir daha hiç kesişmedi.

"Acaba neden bunca yıl sinema ile ilgilenmediler?" diye soranlara Bora Tekay'ın filmografisi ile cevap vermek mümkün: Bora Tekay@IMDB

ve aradan geçen onca seneden sonra ikilinin yeni filmleri Böcek, If İstanbul'da görücüye çıktı... 


Fragmanı izleyerek film ile ilgili bilgi sahibi olmak mümkün değil. Fakat ne yapmaya çalıştıklarını anlamak için belki de filmi izlemeniz bile yeterli olmayacak!..


Uğur ve Leyla'nın gizliden gizliye yaşadıkları ilişkilerinin evliliğe gitmesinin önünde önemli bir engel vardır: Leyla'nın abisi Engin. Engin, kız kardeşini kendisinin uygun gördüğü bir kişiyle evlendirmek istemektedir. Uğur ve birlikte dvd dükkanı işlettiği iş arkadaşı Barış bu olayı çözmek için kara kara düşünmeye başlarlar.

Barış'ın aklına, Uğur ve Leyla'nın aşkını anlatan bir kısa film çekmek gibi dahiyane (!) bir fikir gelir. Bu film sayesinde Uğur, aşkının büyüklüğünü Engin'e ıspatlayabilecektir. 

Engin'i etkileyebilecek nitelikte bir film çekebilmek için dükkandan sanat filmleri satın alan bir kişiyle temasa geçip; yönetmen, senarist ve oyuncu arayışlarına başlarlar. Fakat bir süre sonra bu basit kısa film onlar için fazla külfetli olmaya başlar...


Hazmetmesi zor bir film. Hazmı zor deyince aklınıza Liquid Sky veya El Topo gibi şeyler gelmesin, Alakalı-alakasız sahnelerin birbiriyle eklenmesi, kurgudan ziyade televizyon skeci tadı veriyor. Komiklikten ziyade, kara mizah kisvesiyle, neden çekildiği bile belli olmayan garip sahneler izliyoruz.

Peki öyleyse, skeçlerin kolajlanmasından ibaret denilen Recep İvedik'in bu filmden eksiği nedir?


Filmin içinde geçen ilginç bölümler yok muydu? Vardı elbet...

Haluk Özenç ve Bora Tekay absürd komedi perdesi arkasına saklanıp, sinema sektörü adına basbayağı günah çıkartıyor...

Biz koltuklarımızda öyle gerine gerine otururken, film çekmenin bizim sandığımız kadar kolay olmadığını, bunun için düşündüğümüzden çok daha fazla para ve nitelikli insan gerektiğini üstü kapalı bir şekilde anlatmaya çalışmışlar. 

Tabi tüm bunlar olurken; senarist, yönetmen ve yapımcıların birbirine sürekli yalan söylediğini... 
Çoğunluğun, öncelikli amacının para kazanmak olduğunu...
Bu sektördeki insanların bir kısmının nitelikli dolandırıcı olduğunun da vurgusu yapılıyor.

Fakat tüm diyalogların içinde cımbızla çekip, ortaya koymak gereken önemli bir mesaj daha var.
Haluk Özenç ve Bora Tekay; film çekmenin zorluklarını, dönen dolapları eleştirirken, arada tokadı seyirciye de patlatmışlar.

Haluk ve Uğur'un konuştuğu sahnede, Haluk:

"Kadrajı boşver. Kadraj önemli değil. Bunları izleyici önemsemiyor. İyi bir senaryo yaz ve kamerayı yüze fokusla..."

Film, bu sahnede bize açık açık "TÜRK İZLEYİCİSİ KALİTESİZ" diyor!

Peki öyle mi?

Şu an tv'deki dizilerde geniş plan çekim yok...
Ekranda kocaman bir yüz izliyoruz... 

Neden? çünkü seyirci, içinde filme dair soyut kalıntılar bulunduran açılar ve geniş planlar istemiyor! izleyici güzel bir öykü istiyor... Güzel suratları yakından görmek istiyor... Seyircinin kapasitesi bu. Daha sanatsal bir filmi algılayabilecek düzeye sahip değil.

"Böyle bir kitleye ben ne filmi çekeyim ki, dizi çekerim, para kazanmaya devam ederim" gibi net bir mesaj çıkıyor ki; bu da; 80 dakikalık, film taklidi yapan skeçler topluluğu bittiğinde, kendimi izleyiciden çok Peder Jose gibi hissetmeme sebep oldu :)

Filmin yapmaya çalıştığı şey; yani kurmaca belgesel ve kendi hayatını kameraya alma olayı, sinemamız için sanıldığı kadar taze bir ürün değil. Özellikle 2005 yılından sonra bağımsız sinemacılar bu tip filmlere ilgi duymaya başladılar. Böcek ile kıyaslandığında çok daha eli yüzü düzgün yapımlar mevcut. Eğer bu film ilginizi çektiyse, diğerlerini de listenize almayı unutmayın...

*Türev (2005)
*Ev (2010)
*Film (2011)


Hiç yorum yok: